ahmet hamdi tanpınar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ahmet hamdi tanpınar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Temmuz 2018 Perşembe

Sahnenin Dışındaki Cemal



 "Sahnenin Dışındakiler" Romanının İncelemesi


“sen de gittin gelmeyecek şeylerin dünyasına gömüldün; 

bir daha dönmen, güneşi görmen imkânsızdır.” 

Tanpınar, Sahnenin Dışındakiler 

Anadolu’da süren Kurtuluş Savaşı ve İstanbul’daki halkın farklı kesimlerinden insanlarının farklılaşan hayatları ve bu mücadeleye olan duruşlarını işleyen roman, 1950’de Yeni İstanbul gazetesinde tefrika edildikten sonra 1973 yılında kitap olarak yayımlanmıştır. Tanpınar söyleminin ayrılmaz parçaları olan detaylı karakter analizleri ve mukayeseli görüşler romanda önemli yer tutar. Millî Mücadele dönemi İstanbul’u, başkarakter Cemal’in bakış açısıyla yansıtılır. Siyasi meselelerin oldukça önemli yer tuttuğu bir dönem romanı denilebilir Sahnenin Dışındakiler için. Romanın akışına katkıda bulunan kişiler “sahnenin dışında”, yani İstanbul’dadır. Sahne ise Anadolu’dur.  

Millî Mücadelenin farklı cephelerden görünümleriyle anlatıldığı romanın en önemli karakteri Cemal’dir. Olaylar, onun bakış açısından, yazdıklarından öğrenilir. Cemal, Tanpınar’ın romanlarındaki birçok karakter gibi “eşik”tedir. Kararsız, olayların akışına kapılıp giden, pişmanlıklar yaşayan, tam da bu yüzden gerçek ve içimizden biridir. Onun bu karakterini açığa çıkaran kişi de romanın öne çıkan karakterlerinden Sabiha’dır. Sabiha, Cemal’in aksine, olaylara hâkim olmak isteyen, ne istediğini bilen ve harekete geçmekten çekinmeyen bir karakter olarak görülür. Cemal, çevresine itaat eden, hayatına sahip olmadığını hissettiren duruşunu hayalinde eleştirirken, “Hiç kendini denemeyecek misin? Ne olduğunu, kim olduğunu öğrenmeden mi öleceksin?”1 sorusunu Sabiha’nın, kendine yönelttiğini düşünür. Millî Mücadele döneminde geçen romanda, Cemal’in bu mücadelenin içinde bulunması da tam anlamıyla kendi rızasıyla olmaz. O, yakınlarının, özellikle İhsan’ın yönlendirmeleriyle kendini bir oluşumun içinde bulur. Anadolu’ya gitmeyişinin sebebi zayıf bünyesi olan Cemal’in İstanbul’a gelişinin nedeni ise Tıp Fakültesi’ne başlayacak olmasıdır. Fakat Cemal; İhsan ve mücadelenin öne çıkan isimleriyle birlikte kendini birçok olayın içinde bulur. Cemal’in İhsan’la olan münasebeti de hayli ilginçtir. Cemal, kendine onu model alır. Hatta âşık olduğu Sabiha’yı kendinin değil de İhsan’ın hak ettiğini düşünür. Hayatta pasif olduğunu kendi kendine itiraf etmekten çekinmeyen bir karakterdir Cemal: “Ben bütün ömrüm boyunca proje kurmuş, tasarlamış, onların vücut bulma hayalleriyle yaşamış bir adamım.”
Cemal’in zamana ve geçmişe bakışı da onun karakteri hakkında ipuçları verir. Geçmişe bugünden baktığı için, onu çok daha etkileyici bulur. Çünkü, geçmiş kaybedilmiştir. Onun geri dönüşü yoktur. Romanda da geçmiş zamana dair hikayeler anlatan insanları dinlemekten büyük zevk aldığı görülen Cemal’in şahsında yazar, zamanı eşya üzerinden somutlaştırır, hatta kişileştirir. Buna en önemli örnek, Elagöz Mehmet Efendi Camii’dir. Caminin halini gören Cemal, zamanın soyut tahribatının cami üzerinde müşahhaslaştığına şahit olur: “Yalnız bir şeye müteessir oldum. Evimizin karşısındaki Elagöz Mehmetefendi Camii de beraberce yok olmuş. Bu cami on yedinci asır başında yapılmış çok şirin bir eserdi. Fakat ayakta kalması, yıkılmaması için hiçbir gayrette bulunmadığıma göre bu teessürümden fazla bahsetmeğe hakkım yok.”3  

Cemal’in tarihe bakışı ise objektif denebilecek kadar eleştireldir. Altı yüz yıllık bir mazinin, bazı hataları telafi edemeyeceğinin farkındadır. Hadiselerin eşyada bıraktığı etkiler üzerinden yola çıkar, tarihe bakarken. Gelmeyecek şeylerin arkasından yas tutmak ona gizli bir haz verir gibidir. Sabiha’nın annesi Sündüs Hanım’da bu fikirlerin yansımasını görürüz. Sündüs Hanım’ın maziyi özleyişi, onun daha iyi, güzel oluşundan değildir. Geçmiş, şimdiki hayatından daha kötü olsaydı da Sündüs Hanım mutlu olamayacaktı. O sürekli mazi ile hal’i mukayese edecekti. Cemal de Sündüs Hanım’daki bu durumu bildiğinden ona sempati duyar.  

Anadolu’da Millî Mücadele için savaşan insanları da Alaiyeli Ahmet’in bünyesinde birleştirir Tanpınar. Alaiyeli Ahmet, Cemal’in çok etkilendiği, yaşadığı türlü felaketlere rağmen hayata umutla bakabilen biridir. Cemal’in kendine model aldığı kişilerden biri İhsan ise diğeri Alaiyeli Ahmet olmalıdır.  

Romanda, Cemal’in içinde bulunduğu olayları yazdığı söylenir. Hadiseleri naklederken, ileride yaşanacakları da okuyucuya aktarır karakter. Zamana sahip olmaya çalıştığı izlenimini bırakır bu durum. Fakat, aynı zamanda, zaman karşısında hiçbir şansı olmadığının da bilincindedir Cemal: “Fakat birdenbire gecenin sessizliğini saat sesleri yıktılar. Evin hemen her tarafından zaman kendini ilân ediyordu. Beyhudedir, diyordu, bütün bu ıstıraplar, unutmalar ve hatırlamalar, ben varken hepsi beyhudedir!”4

Cemal’in hem sosyal hem ferdi anlamda sahnenin dışında olduğu söylenebilir. Sosyal manada, Millî Mücadele’ye fiilen katılmadığı, İstanbul’daki olaylarda da kısmen edilgen kaldığı için; ferdî olaraksa birey olma macerasında hem ikilemde bulunduğu hem de “kendi hayatına istikamet verecek bir fikri”5 bulamadığı için sahnenin dışındaki en önemli karakterdir. Sabiha’ya olan aşkı için de bir eylemde bulunmaz Cemal. Ailesi mahalleden ayrılırken, babası onu yatılı mektebe yazdırmayı teklif eder. Ama Cemal bunu kabul etmez ve Sabiha’yı büyük bir kalp kırıklığıyla ardında bırakır. Sabiha, Cemal’deki bu edilgenliği çok önce anlamıştır. “Sizler, arkasından ağlamak için seversiniz?” der Cemal’e, onun gitme ihtimali yokken. Cemal ise bu cümlenin ne demek olduğunu Sabiha’yı gerçekten kaybettiğinde ve onu kazanmak için bir şey yapamadığında idrak eder.  

Cemal’in Millî Mücadele taraftarı sesi, İhsan’da duyulur. Cemal de İhsan gibi net fikirlere ve fikirlerinin uygulama gücüne sahip olmak ister ama her zaman “seyirci” kalacağının da farkındadır. Siyasi fikirler, Cemal’in objektif tutumu sayesinde mukayeseli olarak okuyucuya sunulur. Bir tarafta halkın İstanbul hükümetine olan vefası söz konusudur: Altı asırlık bir mazi. Diğer tarafta da düşman işgaline direnen, pasif bırakılmış hükümetin yapamadığını yapan mücadeleciler. Cemal ise, anlatıcı olarak, bu ikilemi en gerçek haliyle yansıtır: “Hakikaten bir şey yapıyorlar mıydı? Yoksa sadece birkaç kişi toplanmış, gizli cemiyet oyunu mu oynuyorlardı?”

Zaman, geçip gittiğinde değer kazanır. Bu, romandaki en belirgin gerçektir. Tanpınar’ın kişisel görüşü de bu yöndedir. Geçmiş zaman, Cemal’i de hep bir ucundan yakalar. Mahallemize girer girmez, sanki hiçbir tarafından henüz kopmadığım geçmiş zaman beni yakaladı.7 Bu hal ise bir “vehim” olarak nitelenir. Fakat içimde artık deminki geriye dönmüş zaman vehmi yoktu.8 Cemal’ e geçmiş zamanı hatırlatan en önemli unsurların başında musikî gelir. Tanpınar’ın diğer romanlarında önemli bir yer tutar musikî. “Alaturka musikîyi sevmeğe ve hatta biraz anlamağa başlamıştım. Onda, Elâgöz Mehmetefendi Camii’nin tenha ikindi saatlerinde Sabiha ile beraber bir camın arkasından dinlediğimiz mukabelelerden başlayarak bütün çocukluğumu, benim için o kadar aziz olan bir yığın şeyi birden buluyordum.”9 Kendi tıynetinin bilincinde olan Cemal, her şeye geçmişten baktığının da farkındadır. “Çünkü ben bir mâzi aynasından, benim olmayan bir aynadan, benim olmayan bir yığın aynalardan hayata bakıyorum!”10 Cemal’i geçmişe bu denli sıkı bağlayan kişi Sabiha’dan başkası değildir. Bu durumda Cemal’in yaradılışının ne kadar payı varsa Sabiha’nın da bir o kadar payı vardır. “Ona her baktıkça kendimi, bütün hayatıma tasarruf eden bir mâzinin bağlarıyla bağlanmış görüyorum.”11 Bunların yanında mâzi, istenmeyendir de çoğu zaman. Nasır Paşa’nın evinde, Cemal’in de tanık olduğu geçmişi tasfiye ediş romanın çok önemli kısımlarındandır. Nasır Paşa, onun için tehlikeli olacak evrakları yakmak niyetindeyken geçmişi temsil eden her şeyi yakar. Ateşe atılan mektupların, fotoğrafların ardı arkası kesilmez. Ateşin yok ediciliği her ikisinde de hastalıklı bir his uyandırır. Geçmişin yanıp yok olması ikisinin de sevinmesine, memnun olmasına neden olur. Fakat ateşin aslında hiçbir şeyi yok etmediğini, bunun bir oyun olduğunu, asıl hayatın devam ettiğini anlaması uzun sürmez Cemal’in. “Halbuki her şey, hepsi duruyor. Bir ömür tasfiye edilmiyor.”12 

Sahnenin Dışındakiler, tamamlanmamış bir roman; kişiler arası ilişkiler ve karakterlerin maceraları da öyle. Roman boyunca açılan hikâyelerin çoğunu yarım bırakarak ani bir sonla biter Sahnenin Dışındakiler.”13 Bununla birlikte, çok katmanlı ve edebi açıdan çok zengin bir romandır. Romanın bütünlenememişliği, karakterlerin içinde bulunduğu koşulların bütünlükten uzak olmasından kaynaklanır. Derli toplu bir biçimde öyküsünü anlatamaz Cemal; onun öne çıkan en önemli özelliği arada kalmışlığıdır. Bu nedenle de gerçekçi bir karakterdir aslında. Romandaki model şahısların aksine, modern insan olmanın dezavantajını en somut şekilde gösterir okuyucuya Tanpınar. Cemal, hareket karşısındaki aydın kişiyi temsil eder. Kendi hareketsizliği ve sahnenin dışında kalmış olması Sabiha’nın eylem insanı oluşunu daha da vurgular. Her şeyin sonunda Cemal, sahnenin dışındayken ve hep orada kalacağının işaretlerini verirken; Sabiha’nın sahneye çıkan ilk Türk kadını oluşu da bu bağlamda dikkate değerdir.  


Dipnotlar


1 Ahmet Hamdi Tanpınar, Sahnenin Dışındakiler, 13. bs. Dergâh Yayınları, İstanbul 2013, s.11. 
age, s.12. 
3age, s.12. 
age, s.117. 
age, s.125. 
age, s.183. 
age, s.221. 
age, s.222 
age, s.226. 
10 age, s.277. 
11 age, s.277. 
12 age, s.290. 
13 Nurdan Gürbilek, Kör Ayna, Kayıp Şark (Edebiyat ve Endişe), Metis Yayınları, İstanbul 2007, s.136. 


Kaynakça

1. Gürbilek, Nurdan. Kör Ayna, Kayıp Şark (Edebiyat ve Endişe), Metis Yayınları, İstanbul 2007. 
2. Tanpınar, Ahmet Hamdi. Sahnenin Dışındakiler, 13. bs, Dergâh Yayınları, İstanbul 2013. 
3. ____________________. XIX. Asır Türk Edebiyatı Tarihi, 3. bas, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 2008. 
4. ___________________. Edebiyat Üzerine Makaleler, 8. bs, Dergâh Yayınları, İstanbul 2007. 
5. ___________________. Edebiyat Dersleri, Haz. Abdullah Uçman, Dergâh Yayınları, İstanbul 2013. 


Tanpınar hakkında yayımlanmış diğer yazılar için bakınız



23 Haziran 2017 Cuma

Saatleri Ayarlama Enstitüsü'nden...

"Yaradılıştan amatördüm."

Hemen hemen üç aydır tek satır bile yazadığım bloguma dönmüş bulunmaktayım. Bu ay yeni okuduğum bir kitaptan değil de Tanpınar'ın uluslararası bir şöhrete sahip olan Saatleri Ayarlama Enstitüsü adlı romanından bahsedeceğim. Tanpınar 116 yıl önce bugün İstanbul'da dünyaya geldi. Bilindiği gibi pek çok alanda eser veren Tanpınar yazar, şair, akademisyen sıfatlarına sahiptir. Saatleri Ayarlama Enstitüsü yazarın yayımlanmış beş romanından biridir. Roman tekniği itibariyle yazarın diğer eserlerinden ayrı bir yere sahiptir. İroni, mizah ve hiciv öğelerinin hakim olduğu roman birçok dile çevrilmiştir. 

Biçim itibariyle en hacimli Tanpınar romanıdır. 395 sayfa ve dört bölümden müteşekkildir. Bu bölümler sırasıyla: Büyük Ümitler, Küçük Hakikatler, Sabaha Doğru, Her Mevsimin Bir Sonu Vardır. Romanda üstkurmaca tekniğinden faydalanımıştır. Romanın baş karakteri Hayri İrdal hatıralarını kaleme alırken hayatını okuyucuya açmış olur. Okuyucu da bu kişinin bakış açısından hem bireysel hem toplumsal meseleri seyretme şansı yakalar. Tanpınar'ın en önemli özelliği romanlarında  ve hikâyelerinde bireylerden yola çıkarak toplumsal meselere uzanmasıdır. Bu romanda da durum böyledir. Bu romandak fark, yukarıda da söylediğim gibi, eleştirinin alay yoluyla dile getirilmesi, daha oğru bir ifadeyle, ima edilmesidir. Baştan sona ironinin hakim olduğu bu roman Türkiye gerçeklerine, medeniyet dönüşümüne, yozlaşmaya çarpıcı bir dille dikkat çeker. Her okurun hayatının bir döneminde bu kitabı okuması gerektiğini düşündüğümden içeriğe, olay örgüsüne pek değinmeyeceğim. Biçimden devam edecek olursam, romanın iç kapağında Tanpınar Keçeçizade İzzet Molla'dan bir beyti kullanır:

Bihakk-Hazret-i Mecnun izâle eyleye Hak
Serimde derd-i hıredden biraz eser kaldı

Romanın içinden aldıım şu cümleler ise, Hayri İrdal hakkında bir nebze de olsa okumayanlara bir fikir verecektir. "Mesele o anda adımın Hayri olmaması, gerçeğin dışında bulunmamda idi. Bu tek mânasıyla kaçıştı. Yalanın sihirli çizgisi içinde idim ve bu bana yetiyordu."

Bu romanda ilgili olarak ekleyeceklerim: 
1. İroni Kavramı ve Tanpınar'ın Eserlerinde İroni
2. Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Eserlerinde İroni
isimli tez çalışmaları olacaktır. 
Ayrıca benim elimdeki romanın künyesi:
Ahmet Hamdi Tanpınar, Saatleri Ayarlama Enstitüsü, 24.bs, Dergâh Yayınları, İstanbul 2014. 
https://www.instagram.com/p/BQ3pwI3gDD9Z2reKOvZkOkKZA0nhQ7us14KAUM0/?taken-by=sedaoz89

Arka Kapaktan

"Ahmet Hamdi Tanpınar'ın şiiri sembolist bir ifade üzerine kurulmuştur. Aynı anlatım tarzı romanlarına da zaman zaman sirayet eder. Ancak muhteva açısından metafizik eğilimleri ile estetik endişelerini şiire ayırdığı halde, sosyal temalar için nesri seçmiştir. Romanları, zengin hayat hikâyesinden tamşarak Türkiye meselelerine kendine has yorumlar getirir. Medeniyet değiştirme girişimlerinin insanımızı soktuğu çıkmazları araştırırken yaptığı tahliller, insanımız ve toplum yapımız açısından dikkate değer hükümler taşır. Saatleri Ayarlama Enstitüsü toplumumuzun bir değişme süreci içindeki durumunu, fertten yola çıkarak toluma varan teknikle anlatıyor."



3 Şubat 2017 Cuma

Tanpınar'ın "Mahur Beste"si: Kısa Bir Tanıtım

Bu ay, hem Türk edebiyatında hem birçok edebiyat sever okurun hayatında çok önemli bir yere sahip bir yazarın romanından bahsetmek istiyorum. Ahmet Hamdi Tanpınar'ın romanlarından biri olan Mahur Beste'yi geçen haftalarda yeniden okuma fırsatı buldum. Zaten yazarın sayıca az olan romanlarından, özellikle üç tanesi muhteva itibariyle birbirine sıkı sıkıya bağlıdır. Bu romanların yayımlama sırası Huzur, Sahnenin Dışındakiler ve Mahur Beste biçiminde olsa da içerik olarak tam tersi bir kronolojik zincir söz konusudur. Zaten Huzur ve Sahnenin Dışındakiler romanlarını okumuş olanlar, bu romanlardaki "Mahur Beste" temasının hakimiyetine şahit olmuşlardır. Mahur Beste, acı bir aşk hikâyesinin klasik musiki kalıplarıyla soyutlanmasıdır. Tanpınar'a göre klasik musiki medeniyetimizin çok köklü ve bizden ayrılmaz bir parçasıdır. (Bu anlayışın oluşumunda, Tanpınar'ın Yahya Kemal'in öğrencisi olduğu gerçeği önemli bir rol oynar)
Tanpınar'ın hemen hemen bütün eserlerinde görülen "medeniyet" meselesi bu romanda da kendine yer bulur. Romanda modernleşmeyle beraber toplum hayatımızın/medeniyetimizin nasıl bir dönüşüm geçirdiği ve bu değişimin yansımaları yazarın güçlü karakterleriyle okuyucuya aktarılır. 
Tanpınar, romanın girişinde eserini, "Eyyubî Bekir Ağa'nın ruhuna ithaf" eder. Roman ilk yayımlandığında yedi bölümden müteşekkil idi ve romanın sonu belirsiz bir biçimde getirilmişti. Bu eleştirilerden sonra Tanpınar, romana ek mahiyetinde bir mektup yayımlamış ve kendince romanı bir sonuca bağlamıştır. (Mahur Beste Hakkında Behçet Bey'e Mektup) Ayrıca roman önce tefrika halinde yayımlanmış ardından kitap biçimine getirimiştir. Bu yüzden tefrika ve kitap basımı arasında bazı küçük farklılıklar mevcuttur. 
Roman, Huzur ve Sahnenin Dışındakiler'de bahsedilen, Behçet Beyefendi üzerinedir. Behçet Bey'in yalnız yaşamı, kendi düzeni içinde yaşamaya olan alışkanlığının geçmişi aydınlatılır. Behçet Bey'in zevcesi Atiye Hanımefendi ile nasıl evlendikleri, Mahur Beste'nin yaşamlarındaki etkisi, Atiye Hanımefendi'nin ölümü ve Behçet Beyefendi'nin yıkımı gibi konuların işlendiği roman Behçet Beyefendi'nin hayatına giren daha pek çok kişinin detaylı portreleriyle renklendirilmiştir. Behçet Bey'in karakteriyle tamamen zıt babası İsmail Molla Bey, onun eski arkadaşlarından Behçet Bey'in de kayınpederi olmak zorunda kalmış Ata Molla Bey ve hatta romanda işlenen döneme damgasını vurmuş bir isim, Behçet Bey ile Atiye Hanım'ın evliliklerine hüküm veren II. Abdülhamid romanda kendisine yer edinen karakterlerdendir.
Tanpınar'ın bütün eserlerinde kendine yer edinen bazı semboller vardır. Zaman, ayna, saat gibi birbiriyle ilişkili ve "mazi" yi hatırlatan, psikolojik bu unsurlar elbette bu romanda da kendine yer edinmiştir. Bahçet Bey'in saatlere olan düşkünlüğü, eski aynaları hem sevip hem onlardan ürkmesi gibi kişilik özellikleri bir tesadüf değildir. Mahur Beste'nin esas hikâyesi ise bambaşkadır. Mahur Beste, Atiye'nin küçük eniştesi Lutfullah Bey'in babası Talât Bey'in eseriydi. Bir çarkçı yüzbaşısı olan Talât Bey, bu eserini karısı kendisini bıraktıktan sonra yazmıştı.(s.69) Hülasa çok geniş bir devrin, sosyal ve siyasal meselelerini güçlü kişileri vasıtasıyla gözler önüne seren yazar, zevkle okunan bir eser vücuda getirmiş olsa da belli bu eserini kendi zihninde tamamlamış değildi. Bu yüzden Behçet Bey'in hikâyesi başkalarıyla birlikte genişledikçe genişler ama belli bir kapanışla sona ermez. 
Eserin Künyesi
Ahmet Hamdi Tanpınar, Mahur Beste, Dergâh Yayınları, 11. Baskı, İstanbul 2013. (162 sayfa)


YERALTI

YERALTINDAN NOTLAR HAKKINDA                        GİRİŞ             Romanın ortaya çıkışı Avrupa’nın Rönesans’la yaşadığı bü...